Split Fiction hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce size Josef Fares ve Hazelight Studios ile nasıl tanıştığımı ve Split Fiction‘ın neden benim için çok önem arz eden bir oyun olduğunu anlatmak istiyorum.
Josef Fares ismi, 2017’ye kadar çoğunuz gibi benim için de hiçbir şey ifade etmiyordu. 2017 E3 döneminde A Way Out oyununun duyurulmasıyla Hazelight Studios benim gibi birçok oyuncunun dikkatini çekmişti. Çünkü yıllardır düzgün bir local co-op oyunu bulamayan bizler için adeta ilaç gibiydi.
Lafı uzatmayacağım, 2018’de A Way Out çıktı ve açıkçası… pek de beğenmemiştim. Yapmaya çalıştığı şeyi anlıyordum ve mantığı beğenmiştim fakat oyun benim için yeterli seviyede değildi. Yine de bir arkadaşımla oynayabilmenin verdiği keyifle sonuna kadar ilerleyebilmiştim. Bir şeyler eksikti, belki bütçeydi eksik olan belki de başka bir şey. O zaman bundan emin değildim.
2020 yılına geldiğimizdeyse Josef abimiz, ilk gördüğüm andan itibaren beni aşırı derecede heyecanlandıran yeni oyunu It Takes Two‘yu duyurdu. Yine çok geçmeden, sadece bir yıl sonra oyun çıktı ve ilk saniyesinden son saniyesine kadar keyifle oynadım. Bölüm tasarımları muazzamdı, karakter etkileşimleri ve hikaye oldukça eğlenceliydi, bölümlere yerleştirilen birçok mini oyun arkadaşınla geçirdiğin dakikaları çok daha eğlenceli kılıyordu. Olmuştu, bunca yıldır beklediğim kalitede bir iş vardı karşımda. Karakterlerini önemseyebildiğim, deneyim ederken bir dakika bile sıkılmadığım şahane bir yapımdı It Takes Two. Eh aldığı Game of the Year ödülleri ile de bu tasdikleniyordu.
Birden kendimi Josef Fares’in gelecekte yapacağı işler hakkında heyecanlanırken buldum. Ne duyuracaktı? Ne zaman duyuracaktı? Daha ne kadar bir şey ekleyebilirdi?
Bu soruların cevabını almam biraz sürecekti.

SPLIT FICTION!!!!
Yıl 2024. Split Fiction duyurulduğu an sunumda beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri olmuştu fakat oyun 2025’te çıktığında yaşadığım bazı kişisel sorunlardan dolayı oyunu deneyim etmem ancak 2026’da mümkün oldu.
Hanımla beraber oyunu ilk açtığımızdaki heyecanımızı cidden unutamıyorum… Ama bunlardan önce hadi biraz oyunun hikayesine değinelim.

Hikaye
Hikâyemiz, kitaplarını yayınlatmak için bir yayınevine başvurmuş iki karakterimize odaklanıyor: Mio ve Zoe.
Mio bilim kurgu seviyor, genelde karanlık ve karamsar hikayeler yazıyor. Zoe ise tam tersi; fantezi türünde yazıyor, tatlılık ve ışıl ışıl pozitiflik saçan biri. İkisi de henüz yayınlanmamış, hayalleri olan ama maddi olarak epey sıkışmış yazarlar.
Bir gün Rader Publishing adlı yayınevinden davet alıyorlar. Şirket, seçilmiş yazarlara “kendi hikayelerinizi deneyim edebileceğiniz” teknolojik bir makine sunuyor. Amacı, yazarların hikâyelerini bu makine sayesinde daha iyi hale getirip yayınlamak. Zoe bu fikre hemen kanıyor, çünkü yayınlanma şansı onu çok heyecanlandırıyor. Mio ise baştan beri işin içinde bir terslik olduğunu hissediyor, şüpheleniyor.
Tam makineye bağlanacakları sırada bir aksaklık oluyor ve Mio ile Zoe aynı simülasyona hapsoluyor ve dışarı çıkmak için kendi yarattıkları hikayelerin içinde ilerlemek zorunda kalıyorlar. Mio’nun karanlık bilim kurgu dünyasıyla Zoe’nin rengarenk, büyülü fantezi dünyası sürekli birbirine karışıyor. İki yabancı olarak başlayan bu macera, hayatta kalmak için birbirlerine güvenmek zorunda kaldıkları bir yolculuğa dönüşüyor.

Oynanış
Oyun oynanış açısından şu ana kadar deneyim ettiğim belki de en dolu dolu oyunlardan biri olmayı başardı.
Başından, sonuna kadar sürekli yeni bir şey, yeni bir bölge, yeni bir puzzle vererek asla tempoyu düşürmedi. Her bölümü sevdim dersem yalan olur fakat bir sonraki bölümde bambaşka bir şey deneyim edeceğimizi bilmek heyecanımızı körükledi.
Ana hikayenin yanında birçok bölüme yerleştirilmiş ara bölümler sayesinde çok daha farklı deneyimler elde etme mümkün. Özellikle bir domuz olup, en son bir sosis olarak tamamladığımız ara bölüme BA-YIL-DIM!

It Takes Two‘daki mini oyunların yerini birbirinden tamamen farklı bu ara bölümler almış. Ara bölümlerdeki çeşitlilik ise firmaya yetmemiş onun yanında her bölüme kendi içinde ayrı ayrı çeşitlenip, gelişen bir çok mekanik de yedirmeyi başarmış.
Bir bölümde yavru ejderhalarla başladığınız serüveninize, bölümün sonlarına doğru yetişkin ejderhalarla devam edebiliyorsunuz veya başka bir bölümde kendinizi pinball oynarken bulabiliyorsunuz. Oyun sizi her daim şaşırtmayı ve sürekli taze kalmayı başarıyor.

Çeşit çeşit boss savaşları, birçok adeta Uncharted‘dan fırlamış aksiyon sekanslarıyla oyun akıp gidiyor. Totalde 13-14 saatte bitirip tüm opsiyonel bölümlerle birlikte keyif alarak bitirdik. Spesifik bir bölüm dışında beğenmediğimiz bir bölüm olmasa da Zoe’nin bölümleri bize daha çok hitap etti diyebiliriz.
Ara bölüm konsepti gayet güzel olsa da, It Takes Two‘da bulunan mini gameleri yer yer aradığımı söylemeliyim. Yine de oldukça iyi bir oyun ve oynanış açısından kesinlikle şirketin yaptığı en iyi oyun olmuş.

Kapanış
Eh, oyunu sevdiğimiz belli olmuştur sanırım. Şahsen ben It Takes Two’yu halen bir tık daha fazla seviyor olsam da Split Fiction ekibin yaptığı en iyi oyun olmuş kesinlikle. Canı gönülden tüm eşlere, dostlara, manitalara, ailelere öneririm. Baştan sona çok keyifli, çok tatlı bir oyun olmuş efenim!
Split Fiction
Muhteşem
Sürekli yeni mekanikler, çılgın ara bölümler ve birbiriyle çarpışan bilimkurgu-fantezi dünyalarıyla baştan sona tempoyu hiç düşürmüyor. It Takes Two’yu hâlâ bir tık önde tutsam da, oynanış açısından kesinlikle ekibin yaptığı en iyi iş. Hanımla çok keyif aldık, herkese öneririm.
